Buraya Kadar Neler Konuştuk?

Bir süre önce fasya ile başlamıştık.

Fasyanın ne olduğunu, bedenin neyi nasıl hatırladığını, bel ağrısının neden hep geri geldiğini... Oradan sinir sistemine geçtik. Güven hissine, dokunmanın diline, duruşun aslında ne anlattığına.

Zaman geçti, yazılar birikti. Ve baktım ki aslında hep aynı şeyi söylüyoruz farklı kapılardan girerek.

Beden bir bütündür. Ve bu bütünü anlamak için bazen aynı şeyi farklı yerlerden görmek gerekir.

Bu yazı bir özet. Ama aynı zamanda bir davet: buraya kadar okuduklarını bir araya getirip bedenine farklı gözlerle bakmak için.

 

Her Şey Fasyayla Başladı

İlk yazıdan bu yana en çok sorulan soru fasya hakkındaydı. "Bu nedir, neden bu kadar önemli?"

Fasya, bedendeki tüm yapıları saran bağ dokusudur. Kasları, organları, sinirleri birbirine bağlar. Ve bu yüzden omuz ağrısı bazen boyunda değil, belde başlar. Bel ağrısı bazen sindirimle ilgilidir. Beden bu kadar bağlantılıdır.

Fasya Fitness yazısında bunu ilk kez ele aldık. Bedenin o "sebepsiz sıkışıklık" hissinin çoğu zaman fasyadan geldiğini, ve bu dokunun hareketle, nefesle, temkinli bir çalışmayla yumuşayabildiğini.

 

Sonra Sinir Sistemini Konuştuk

"Güven hissi olmadan organizasyon olmaz" bu başlık pek çok kişiye dokundu.

Sinir sistemi sürekli bir değerlendirme içindedir: Güvende miyim, değil miyim? Bu sorunun cevabına göre kaslar gerilir ya da gevşer, nefes daralır ya da açılır, ses değişir.

Dokunma yazısında ise şunu gördük: temas sadece fiziksel değildir. Sinir sistemi sinir sistemini hisseder. Bu yüzden miyoterapi seansında "senin sakinliğin bana geçiyor" denmesi tesadüf değildir.

 

Kendin Olmak Üzerine

"Kendin olabilecek kadar güvende hissediyor musun?" sorusu bu blogdaki en çok okunan yazılardan biri oldu.

Çünkü çoğumuz "kendimi ifade edemiyorum" dediğimizde bunu bir karakter özelliği olarak yorumlarız. Oysa bu çoğu zaman karakterle değil, sinir sisteminin güven algısıyla ilgilidir. Beden güvende hissettiğinde ses kendiliğinden açılır, kelimeler daha kolay gelir.

 

Küçük Anların Gücü: Pırıltılar

"Glimmers" yazısı belki de en nazik hatırlatmaydı.

Sinir sistemi yalnızca stresle şekillenmez. Güneşin yüzüne değmesi, sevdiğin bir koku, içten bir kahkaha, bunlar sinir sistemine "güvendeyim" sinyali taşır. Ve bu küçük anlar fark edildiğinde, uzandığında beden yavaş yavaş savunmadan çıkmaya başlar.

 

Bazen iyileşme büyük değişimlerle değil, günün içine serpiştirilmiş küçük pırıltılarla başlar.

 

Denge, Yoga ve Bedenle İlişki

Yoga yazılarında formdan önce bedeni konuştuk. Travma bilgili yaklaşımda amaç "doğru pozisyona" girmek değil, bedenin o an ne söylediğini dinlemek.

Denge yazısında ise şunu gördük: denge sabitlik değildir. Öfkelenmek de dengedir. Ağlamak da. Denge, bu duyguların içinden geçebildiğinde mümkün olur.

Ve kaslar konusunda da aynı şeyi söyledik: daha fazla egzersiz her zaman çözüm değildir. Bazen beden önce çözülmek, alan açmak ister. Güçlendirmek, ancak bunun ardından gerçek etkisini yaratır.

 

Peki Buradan Nereye?

Bu yazıları okurken belki bir şeyler tanıdık geldi. Belki bir cümle tam da o an ihtiyaç duyduğun şeyi söyledi.

Miyomotion'daki her yazı aynı yönü gösteriyor: bedeni düzeltmeye çalışmak yerine, onu dinlemeye davet etmek.

Miyoterapi seansı da tam bu yerden başlıyor. Bir tanı koymakla değil, bir sohbetle. Bedenin o gün nerede olduğunu anlamakla.

Eğer bir süredir "bir şeyler birikmiş" hissediyorsan, ya da bedenine farklı bir yerden bakmak istiyorsan belki şimdi tam zamanıdır.

 

Beden hep konuşuyor.

Bazen tek yapılması gereken

onu duyacak bir alan açmak.

Bloga dön