Travmayı Atmak mı, Entegre Etmek mi?

Son yıllarda travma hakkında konuşurken “travmayı bedenden bırakmak”, “release etmek” ve “bedensel boşalma” gibi ifadelerle sıkça karşılaşıyoruz.

Bir çalışma sırasında beden titreyebilir. Gözyaşları gelebilir, nefes derinleşebilir ya da uzun süredir gergin hissedilen bir bölge gevşeyebilir. Ardından kişi büyük bir hafifleme yaşayabilir.

Bu deneyim gerçektir.

Bedenin gevşemesi, duyguların ifade bulması ve uzun süredir taşınan gerilimin azalması kıymetli olabilir. Fakat burada gözden kaçırmamamiz gereken küçük ama önemli bir ayrım var:

Rahatlamak ile iyileşmek her zaman aynı şey değildir.

Bir seansta ortaya çıkan değişim, yaşanan deneyimin hayatımızdaki yerinin de kalıcı olarak değiştiği anlamına gelmeyebilir.

 

Release Bir Son Olmak Zorunda Değil

Release kelimesi aslında anlaşılır bir deneyimi tarif ediyor: Bedende hissedilen yoğunluğun azalmasını ve kişinin kendisini daha hafif hissetmesini.

Beden odaklı psikoterapi yaklaşımlarından biri olan Somatic Experiencing üzerine yapılan sınırlı sayıdaki araştırma, bu yaklaşımın travma sonrası stres belirtilerinin azalmasına yardımcı olabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte, bu bulgular travmanın bedenden fiziksel olarak çıktığını göstermiyor. Araştırmacılar da daha fazla ve daha kapsamlı çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Bu nedenle release’i travmanın vücuttan atıldığı kesin bir son olarak değil, iyileşme sürecinde yaşanabilecek deneyimlerden biri olarak düşünebiliriz.

Bazen bu deneyim kişiye dinlenebileceği, hissedebileceği veya daha önce yaklaşamadığı bir duyuma biraz daha güvenle yaklaşabileceği bir alan açar. Ancak travmayla iyileşme yalnızca bir yoğunluğun boşalmasından ibaret değildir. Yaşananların kişinin bugünkü hayatında nasıl bir yer tuttuğu da önemlidir.

İşte burada entegrasyon devreye girer.

 

Entegrasyon Ne Anlama Geliyor?

Entegrasyon, yaşananları unutmak ya da hiç olmamış gibi davranmak değildir.

Geçmişte yaşanan bir deneyimin, bugünün tamamını yönetmek zorunda kalmadan kişinin yaşam öyküsünde bir yer bulabilmesidir.

Bu değişim her zaman büyük ve görünür olmaz. Yoğun bir ağlama, güçlü bir titreme ya da dramatik bir rahatlama şeklinde ortaya çıkmayabilir.

Bazen kişi, daha önce kendisini çaresiz hissettiği bir durumda artık başka seçeneklerinin de olduğunu fark eder. Daha kolay sınır koyabilmek, bir tetiklenmenin ardından daha kısa sürede bugüne dönebilmek, bedensel bir duyumu hemen susturmaya çalışmadan önce onu merak edebilmek, dinlenmeye ihtiyaç duyulduğunu daha erken fark etmek, yakınlık kurarken ya da uzaklaşırken kendi hızını seçebilmek...

Bunların tümü iyileşmenin daha sessiz, fakat anlamlı işaretleri olabilir.

 

Bedenle Çalışmak Neden Önemli?

Miyoterapiyi yalnızca kasları gevşetmeye yönelik bir uygulama olarak görmüyorum. Bedenle kurduğumuz ilişkinin kendisi de bu çalışmanın önemli bir parçası.

Bir kasın tonusundaki değişimi fark etmek, dokuların hareket kapasitesini desteklemek, hareket ve nefes arasındaki ilişkiyi gözlemlemek veya kişinin bedensel duyumlarını tanıyabilmesine alan açmak; bedeniyle kurdugu ilişkiye yeni bir deneyim ekleyebilir.

Fakat buradaki amacımız travmayı bedenden çıkarmak değildir. Miyoterapi bir travma psikoterapisi değildir ve gerektiğinde ruh sağlığı desteğinin yerine geçmez. Bununla birlikte, travma duyarlı bir yaklaşım içinde bedenle çalışmak; kişinin kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve bedensel tepkilerini daha güvenli biçimde fark edebilmesine destek olabilir.

Kişinin kendi bedeni üzerine söz sahibi olduğunu hissetmesi, uygulamanın temel parçalarından biridir.

İyileşme, yalnızca seans sırasında ortaya çıkan güçlü bir deneyimle ölçülemez. Asıl dönüşüm, yeni deneyimin gündelik hayatın içinde karşılık bulmaya başlamasıdır.

 

Bedenden Ne Çıktı Değil, Hayatta Ne Değişti?

Belki travma ve beden üzerine konuşurken “Bedeninden neyi attın?” sorusundan biraz uzaklaşabiliriz.

Onun yerine şunlara bakabiliriz: Yaşanan deneyim ile bugün arasında biraz daha mesafe oluşabildi mi? Beden, kendisini korumak için her seferinde aynı tepkiyi vermek zorunda hissediyor mu? Kişi, bedensel sinyallerini daha erken fark edebiliyor mu? Tepki vermeden önce durabilieceği küçük de olsa bir alan oluşuyor mu?

Ve belki de en önemlisi: Hayatta yeniden neler için yer açılıyor?

Dinlenmek, hareket etmek, ilişki kurmak, merak etmek, sınır koymak, keyif almak veya yalnızca bulunduğumuz yerde biraz daha rahat nefes alabilmek...

 

Release, o anda hissedilen gerçek bir rahatlama olabilir.

Entegrasyon ise bu rahatlamannın

hayatın içinde yeni bir seçeneğe dönüşmesidir.

Bloga dön