Seansta Rahatlayan Ne?
Miyoterapi ve fasya çalışmalarından söz ederken “fasyayı rahatlatmak” ya da “fasyayı açmak” ifadelerini sıkça duyuyoruz.
Bu ifadeler, seans sırasında hissedilen değişimi anlatmak için kullanışlı olabilir. Ancak bedende gerçekten ne olduğunu açıklamak açısından biraz eksik kaldıklarını fark ettim. Çünkü fasya, belirli bir noktaya kuvvet uygulandığında açılıp kapanan basit bir yapı değil.
Fasya; kasları, kemikleri, organları ve diğer dokuları çevreleyen, birbirine bağlayan ve beden boyunca devamlılık gösteren canlı bir bağ dokusu ağıdır. Yapısında kollajen ve elastin lifleriyle birlikte su bakımından zengin bir hücre dışı ortam bulunur. Bu ortamın bileşenlerinden biri olan hyüloronik asit de fasya katmanlarının birbirleri üzerinde kayabilmesinde rol oynar.
Manuel temas sırasında gerçekleşenleri yalnızca “dokuya bastırmak” şeklinde düşünmek aslında yanlıştır.
Fasya Gerçekten “Açılır” mı?
Dokuya uygulanan basınç ve hareket, dokunun o andaki mekanik davranışını etkileyebilir. Katmanların birbiri üzerinde kayma biçiminde ve bölgenin hareket kapasitesinde geçici değişiklikler oluşabilir.
Araştırmalar, bu mekanizmaların manuel uygulamalar sonrasında hissedilen etkilerde rol oynayabileceğini düşündürüyor. Ancak buradan hareketle “fasyanın içindeki sıvıyı doğrudan hareket ettiriyoruz” ya da “yapışıklıkları elimizle kırıyoruz” demek, işin romantik kısmı oluyor ve bilimsel dayanaktan uzaklaşıyor.
“Fasya açıldı” dediğimizde bunu fiziksel bir yapışıklığın kopması gibi düşünmemek gerekir. Daha doğru bir ifade, dokunun hareket etme ve katmanların birbiri üzerinde kayma kapasitesinde oluşan değişim olacaktır.
Temas Aynı Zamanda Duyusal Bir Deneyimdir
Fasya, duyusal sinir uçları bakımından zengin bir dokudur. Dokunma, basınç, gerilme ve hareket gibi uyaranlarla ilgili bilgiler sinir sistemine sürekli olarak iletilir.
Bu nedenle bir bölgeye yavaş ve kontrollü bir temas uygulandığında yalnızca dokunun mekanik özelliklerini etkilemeyiz. Aynı zamanda sinir sistemine o bölgeyle ilgili yeni bir duyusal bilgi sunarız.
Bu bilgi, kişinin o bölgeyi nasıl algıladığını, hareketi nasıl düzenlediğini ve ağrıyı nasıl deneyimlediğini etkileyebilir. Seans sırasında veya sonrasında görülen kas tonusu değişikliklerinin bir bölümü de yalnızca kasa uygulanan mekanik kuvvetle değil, sinir sisteminin bu uyarana verdiği yanıtla ilişkilidir.
Bu yüzden daha fazla kuvvet, her zaman daha fazla etki anlamına gelmez. Bazen daha yavaş ve daha az kuvvetli; fakat kişinin geri bildirimiyle sürekli yeniden ayarlanan bir temas çok daha anlamlı olabilir.
Temas Neden Seans Boyunca Değişir?
Miyoterapide temasın sabit bir teknik gibi uygulanmamasının nedenlerinden biri budur. Aynı noktaya sürekli aynı basıncı vermek yerine temas; dokunun verdiği yanıta, kişinin nefesine, hareketine, rahatlık sınırına ve o andaki duyusal deneyimine göre değişebilir. Hatta bazen benden "bedeniniz itiyor" cümlesini duyabilirsiniz :)
Temasın yönü, basıncı ve süresi yeniden düzenlenebilir; sıklıkla hareket veya nefes de çalışmaya dahil edilir. Böylece uygulama, bedene dışarıdan yapılan tek yönlü bir müdahale olmaktan çıkar ve kişinin geri bildirimiyle şekillenen bir sürece dönüşür.
Seans Sonrasında Ne Değişmiş Olabilir?
Bir kişi seansın ardından “burаsı açıldı”, “daha rahat hareket ediyorum” ya da “bedenim hafifledi” diyebilir. Bu deneyim gerçektir; ancak tek bir yapının gevşediğini göstermez.
Hissedilen değişimde birden fazla süreç birlikte rol oynuyor: Dokunun o andaki mekanik davranışı değişmiş, fasya katmanlarının birbiri üzerindeki kayması etkilenmiş, kas tonusu farklılaşmış, bölgeye ilişkin duyusal algı değişmiş ya da kişi hareketi daha az tehdit edici hissetmeye başlamış olabilir.
Beden, parçaları ayrı ayrı çalışan bir makine gibi değil; sürekli bilgi alan, yanıt veren ve kendini yeniden organize eden canlı bir sistem gibi çalışır.
Yeni Hareket Alanını Kullanabilmek
Dokunun hareket kapasitesinin değişmesi bir şeydir; bedenin bu yeni kapasiteyi kullanabilmesi başka bir şey. Bu yüzden manuel çalışmanın ardından hareketi, nefesi veya farklı pozisyonları sürece dahil etmek sanıldığından daha kritik önem taşıyor.
Beden yalnızca yeni bir hareket alanı deneyimlemez; bu alanı nasıl kullanabileceğine ilişkin yeni duyusal bilgiler de edinir. Seans sırasında ortaya çıkan değişimin gündelik harekete aktarılabilmesi için bedenin bu olasılığı deneyimlemesi gerekir.
Seansta rahatlayan tek bir doku değildir.

