Daha Dayanıklı Bireyler Değil, Daha Güvenli Sistemler

Daha güvenli bir gelecek için yalnızca daha dayanıklı bireylere değil, travmayı anlayan ve insanlara seçenek sunabilen sistemlere ihtiyacımız var.

Travmanın ne kadar yaygın olduğunu anlamak yalnızca bireysel iyileşme açısından değil, birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzu görebilmek açısından da önemlidir.

Çünkü travma yalnızca zihinde yaşanan bir deneyim değildir. Bedenin dünyayı algılama biçimini, kendilik hissini, çevreden gelen uyaranlara verdiği yanıtları ve diğer insanlarla kurdugu ilişkileri de etkileyebilir.

Bu nedenle travma bilgili yaklaşım yalnızca terapi odasında değil; ailede, eğitimde, sağlık alanında, iş hayatında ve insanın insanla temas ettiği her yerde önem taşır.

Belki de önemli olan, birini değiştirmeye çalışmak yerine ona seçim yapabileceği güvenli bir alan bırakabilmektir.

 

Travmadan Sağ Çıkanlar Zaten Güçlüdür

Travma yaşamış birine daha dayanıklı olmayı öğretmeye çalışmadan önce, bedeninin hayatta kalabilmek için geliştirdiği stratejileri anlamamiz gerekir.

Kaçmak, savaşmak, donmak, tetikte kalmak ya da uyuşmak... Bunlar anlamsız veya hatalı tepkiler değildir. Bir zamanlar kişinin kendisini koruyabilmesi için gerekli olmuş olabilirler.

Zorluk, tehdit ortadan kalktıktan sonra bedenin hala aynı stratejileri kullanmak zorunda hissetmesiyle ortaya çıkabilir.

Soru yalnızca "Bu davranışı nasıl değiştirebiliriz?" değildir. Bazen daha önemli olan soru şudur: Bu davranış bir zamanlar kişiyi neyden korumus olabilir?

 

Neden Hareket?

İnsan hareket eden bir memelidir. Çevremizi hareket ederek keşfeder; birbirimize yaklaşır, bağ kurar, tehlikeden uzaklaşır ve gerektiğinde kendimizi savunuruz.

Fakat modern yaşam bedenimize sürekli uyaran verirken, bu uyaranlar karşısında ortaya çıkan fiziksel yanıtların tamamlanabileceği yeterli hareket alanını her zaman sunmaz. Uzun süre oturuyor, ekran karşısında kalıyor ve bazen saatler boyunca aynı pozisyonda duruyoruz.

Bu nedenle hareket yalnızca kasları güçlendirmek için yapılan bir egzersiz değildir. Hareket, bedenin çevresiyle yeniden ilişki kurma yollarından biridir.

Buradaki amaç daha fazla hareket etmek kadar, kişinin hareket içinde daha fazla seçeneğe sahip olmasıdır: Yavaşlamak, hızlanmak, yön değiştirmek, yaklaşmak, uzaklaşmak, devam etmek veya durmak...

 

Bedenden Başlamak

Travma bilgili çalışmanın önemli taraflarından biri, travmanın bedenle kurulan ilişkiyi ne ölçüde etkileyebileceğini görebilmektir. Kişinin beden algısı, kendilik hissi ve duyumlarla ilişkisi değişebilir.

Bu nedenle bedene geri dönmek her zaman daha çok hissetmek ya da yoğun duyumların içinde kalmak anlamına gelmez. Bazen çok daha küçük bir yerden başlanabilir:

Ayağın yere temasını fark etmek, hareketin yönünü seçmek, istemediğinde durabilmek veya çevredeki bir sese, renge ya da kokuya dikkat etmek...

Bu küçük deneyimler, kişiye yalnızca bedenini fark etme değil, bedeninden gelen bilgi karşısında bir seçim yapabilme alanı da sunabilir.

 

Miyoterapide Temas, Hareket ve Seçim

Miyoterapide bedenle kurulan temas da bu açıdan önem kazanır. Temas yalnızca bir dokuyu gevşetmek için kullanılmaz. Kişinin bedeninden gelen bilgiyi fark edebilmesine, temasın dozunu ve yönünü birlikte belirleyebilmesine ve gerektiğinde durabilmesine alan açabilir.

Kişinin ne yapılacağını bilmesi, onayının alınması, süreç boyunca fikrini değiştirebilmesi ve istemediği bir uygulamaı durdurabilmesi, bedenle kurulan çalışmanın önemli parçalarıdır.

Dokunun kapasitesini değiştirmek başka, bedenin bu yeni kapasiteyi kullanabilmesi başka bir şeydir.

 

Travma Bilgili Olmak Bir Sıfat Değil

Travma bilgili olmak, "Ben artık bunu biliyorum" denilerek tamamlanan bir süreç değildir. Sürekli olarak kendimize, kullandığımız dile ve kurduğumuz sistemlere bakmayı gerektirir.

Herkesin aynı şekilde davranmasını mı bekliyoruz? Aynı hızda hareket etmeyen birini "uyumsuz", dokunulmak istemeyen birini "dirençli" olarak mı tanımlıyoruz? Yoksa kişinin davranışını yargılamadan önce, bulunduğu koşulları ve ihtiyaç duyabileceği seçenekleri görmeye mı çalışıyoruz?

Bir sistemi herkes için güvenli ve kapsayıcı yapan şey, herkese aynı şeyi sunmak olmayabilir. Bazen ihtiyaç duyulan şey, seçeneklerin çoğalmasıdır.

 

Amaç, insanları daha dayanıklı olmaya zorlamak değildir.

Amaç, içinde bulundukları koşullarda

daha fazla seçeneğe sahip olmalarını sağlamaktır.

Bloga dön