Beden ve Sinir Sistemi Varyasyonu Sever
Beden, tek bir doğruya göre çalışmaz. Gün içinde bulunduğumuz pozisyon, baktığımız yön, hareket hızımız, taşıdığımız yük ve hatta nefes alış biçimimiz sürekli değişir. Sinir sistemi de bütün bu değişkenlerden gelen bilgiyi bir araya getirerek o ana uygun bir hareket çözümü üretir.
Hep aynı pozisyonda, aynı yönde ve aynı hızda hareket ettiğimizde beden, bildiği bir çözümü tekrar tekrar kullanır. Bu tekrar bazen faydalıdır; bir harekete aşina kazandırır, koordinasyonu destekler ve öngörülebilirlik hissi yaratır.
Fakat hareket koşulları değiştiğinde bedenin aldığı bilgi de değişir. Ağırlık merkezimiz başka bir yere taşınır. Eklemlerden gelen duyusal bilgi farklılaşır. Görsel sistem ve denge sistemi yeni verilerle karşılaşır. Sinir sistemi de bütün bu bilgileri yeniden düzenlemek durumunda kalır.
Bir hareketi farklı pozisyonlarda, farklı yönlerde, farklı hızlarda ve farklı yüklerle deneyimlemek, bedene o hareket için birden fazla yol sunabilir.
Motor öğrenme çalışmaları, bir becerinin değişen koşullar altında uygulanmasının öğrenilen hareketin yeni durumlara aktarılmasını destekleyebileceğini gösteriyor. Mesele yalnızca hareketi yapabilmek değil; koşullar değiştiğinde de bedenin yeni bir çözüm üretebilmesi.
Sinir sistemine şunu hatırlatmak: "Koşullar değişebilir. Ben yine de organize olabilirim."
Postür Tek Bir Pozisyon Değildir
Postürü düşündüğümüzde çoğu zaman bedenin ulaşması ve koruması gereken tek bir "doğru duruş" olduğu fikriyle karşılaşırız. Oysa beden gün boyunca sabit kalmaz. Otururuz, ayağa kalkarız, yürürüz, eğiliriz, döner, bir şey taşır ya da bir tarafa uzanabiliriz.
İyi bir postürü yalnızca belirli bir pozisyonu kusursuz biçimde korumak olarak düşünmek sınırlayıcı olabilir. Postür, bedenin değişen koşullara göre yeniden organize olabilme kapasitesi olarak da ele alınabilir.
Önemli olan bedenin tek bir duruşa sıkışması değil, ihtiyaç duyduğunda farklı seçeneklere ulaşabilmesidir.
Solunum da Koşullara Göre Değişir
Solunum için de benzer bir yaklaşım mümkün. Nefesi tek bir "doğru" kalıba yerleştirmek yerine bedenin farklı durumlarda solunumu nasıl düzenlediğine bakabiliriz. Dinlenirken, yürürken, yük taşırken, konuşurken ya da zorlayucu bir hareket sırasında solunumun ritmi ve hacmi aynı kalmaz.
Çünkü solunum da postür gibi statik değildir. Bedenin o anki koşullara verdiği canlı bir cevaptur. Buradaki amaç her durumda aynı şekilde nefes almak değil; solunumun ihtiyaca göre değişebilmesine alan açmaktır.
Miyoterapi: Bir Bölgeyi Düzeltmekten Daha Fazlası
Miyoterapide mesele yalnızca gergin hissedilen bir kası gevşetmek değildir. Bir dokunun hareket kapasitesi değiştiğinde bedenin önüne yeni bir olasılık çıkar. Ancak bu yeni kapasitenin kullanılabilir hale gelmesi için bedenin onu hareket içinde deneyimlemesi gerekir.
Bir bölgeye farklı yönlerden yük vermek, eklemi farklı açılarda hareket ettirmek, temasın yönünü değiştirmek ya da nefesi harekete dahil etmek sinir sistemine farklı duyusal bilgiler sunabilir.
Uygulama bir kapı açabilir. Bedenin o kapıdan nasıl geçeceğini öğrenmesi ise hareket, deneyim ve zamanla mümkün olur.
Peki Ya Güven?
Travma bilgili çalışmada güveni bazen bütün değişkenlerin ortadan kalkmasıyla eşleştirebiliriz. Her şey aynı kaldığında, ne olacağını bildiğimizde ve kontrol bizde olduğunda kendimizi daha güvende hissedebiliriz.
Öngörülebilirlik gerçekten de sinir sistemi için önemli olabilir. Fakat güven yalnızca hiçbir şeyin değişmemesi anlamına gelmez.
Bazen güven; bir şey değiştiğinde yeniden organize olabilmek, farklı bir pozisyonda kalabilmek, ritmi gerektiğinde değiştirebilmek, nefesi yeniden düzenleyebilmek, bedenin başka bir çözüm bulmasına izin verebilmektir.
Mesele tek düzeliği "kötü", varyasyonu "iyi" ilan etmek değil. Mesele seçeneklere sahip olmak.
Belki de beden çalışmasının asıl hedefi
tek bir doğruya ulaşmak değildir.
Daha fazla seçenek yaratmaktır.

