Beden Neden Bazen Değişime Direnir?

Bazı seanslarda rahatlama beklediğimiz gibi hissettirmez.

Kişi bedeninin bir bölgesini ilk kez daha net fark eder. Nefesi değişir. Midesi bulanır ya da içinde bir huzursuzluk belirir. Bazen bir duygu yükselir, bazen de yalnızca “Şu an bununla kalmak istemiyorum” hissi gelir.

Böyle anlarda aklıma şu soru geliyor:

Beden gerçekten değişime mi direniyor, yoksa tanıdığı bir yerden ayrılmak mı zor geliyor?

Çünkü tanıdık olan her zaman iyi hissettirmez.

Uzun zamandır taşıdığımız bir gerginlik, alıştığımız bir duruş, kendimizi geri çekme biçimimiz… Bize iyi gelmeseler bile hayatımızın bildiğimiz parçaları haline gelebilirler. Onlarda bir şey değiştiğinde, rahatlamayla birlikte huzursuzluk da hissedebiliriz.

Yoga yaparken, yeni bir hareket denerken, sessizce uzanırken ya da bir miyoterapi seansında bununla karşılaşabiliriz. Dikkatimizi bedene verdiğimizde, gün içinde fark etmeden geçtiğimiz bazı duyumlar belirginleşebilir.

Bu duyumların her birinin gizli bir anlamı olduğu sonucuna varmamız gerekmez. Mide bulantısının pek çok nedeni olabilir. Nefesteki değişim de tek başına belirli bir duyguyu göstermez.

Yine de o anda yaşadığımız şeyi merak edebiliriz:

“Şu an bedenimde ne değişti?”

Bu soru, hemen bir açıklama bulma baskısını azaltır. Duyumu fark etmek için bize biraz zaman verir.


Tanıdık olan neden güvenli gelebilir?

Yeni bir davranış, iyi bir değişime kapı açsa bile belirsizlik taşır. Nasıl hissedeceğimizi, başkalarının nasıl karşılık vereceğini ya da sonrasında ne olacağını henüz biliyor olmayabiliriz.

Örneğin hep geri planda kalmış biri fikrini söylediğinde huzursuz hissedebilir. Uzun zamandır aynı tempoda yaşayan biri dinlenmeye başladığında yerinde durmakta zorlanabilir. Bu huzursuzluk, attıkları adımın yanlış olduğunu göstermez. O andaki deneyimlerini anlamak için biraz daha zamana ihtiyaçları olabilir.

Beden çalışmasında da benzer bir şey yaşanabilir. Bir hareketi derinleştirmek ya da bir duyumun üzerinde kalmak her zaman gerekli değildir. Bazen pozisyonu değiştirmek, ara vermek veya o gün için durmak daha uygun gelir.

Miyoterapi seanslarında benim için önemli olan, kişinin bu tercihleri rahatlıkla söyleyebilmesidir. “Böyle devam edelim mi?”, “Basıncı değiştireyim mi?”, “Biraz ara vermek ister misin?” gibi sorular, seansın yönünü birlikte belirlememizi sağlar.

Belki de değişime direnç sandığımız bazı anlarda, daha yakından bakmamız gereken şey değişimin hızı ve biçimidir.


“Henüz bunu bu şekilde yapmak istemiyorum” diyebilmek de bedenle kurulan ilişkinin bir parçası olabilir.

Hazır değilsem, hazır olmak zorunda değilim.

Bloga dön